
hala yerleşemedim tam anlamıyla. küçük küçük koliler kaldı, içinde işe yaramayan makyaj malzemeleri, kolyeler, kalemler, kağıtlar, notlarla dolu, bir türlü nereye koymalı bilemiyorum. televizyon işi de olmadı, çatıya çanak takılamıyormuymuş mu neymiş. dün gece mert televizyonun arkasına bıçak sokarak görüntü yakalamayı başardı, bir zafer edasıyla gülümsedi, ben de güldüm kumandayı elime alıp zap yapmayı ne çok özlemişim. bu sabah da derse geç kalmak pahasına kanald ayarlamaya calıstı bana, aşkı memnu izleyecektim lakin geniş açıyla tutmak gerekiyormuş, olmadı.
bunların dışında bi yere yerleşmek zormuş. hergün gelip giden tesisatçılar, elektrikçiler ama çözülemeyen sorunlar. mesela banyodan arada bir gelen koku, lodos olunca olurmuş bütün evlerde diye erteleniyor. geçen gün alarm kilitlendi, içerde kaldım, ertesi sabah teknik servisten birisi geldi, tüm apartmanı sağır etme pahasına onu delicesine öttürerek beni bu dertten kurtardı. duş perdesi bilmem neyi ayarlamak için de birileri lazım, sonra bir ara yine koçtaş ikea turu düzenlemek lazım derken günler bitiyor. hem çiçek sulamak için pembiş bir aletim var ama hala çiçeğim bile yok balkonda.
balkonum var bu arada, böyle uzağından denizi ve köprünün ayağını görüyor. çok matah bişey değil elbet ama balkon keyfi de bambaşkaymış çok hoşlandım bundan. sabah akşam ordayım neredeyse. balkonda kahvaltı, balkonda kahve keyfi, balkon kokteylleri, balkon birası, balkonda kahvaltı falan işte. dün gece bi hisarüstü gercegini daha yaşadık, tam camın kenarındaki masada oturmuş ders calısıyorken, bir davul zurna sesi duydum. yan apartmanın bahcesinde düğün varmış, on kişi halay cektiler falan. camdan izledik biz de. komikti, hisarüstü gercekleri dedik, kokan banyodan sonra.
ders calısma maksatlı evdeyim şuan, derse gitmedim. ne zamandır hiçbişey yazmadım, defterlerimi bile bazanın altına sakladım. bu blogu da kapatasım geliyor bu aralar yine, kendimi mantıklı davranmaya zorluyorum.